5 Mart 2014 Çarşamba

Güneşlere Koşar İdim, Karanlığa Tutsak Oldum...

8 Şubat 2013'ten hiçbir şey eskisi gibi olmadı bende, üzerinden 1 yıl 26 gün geçmiş, ben hala kendime gelemedim. Ümidimi yitirmiş bir halde ne yapacağını bilemeden sürükleniyorum sağdan sola. Uzun zaman önce öğrenip daha sonra unuttuğum Kazım Koyuncu şarkısında geçen sözler gibiyim:
Güneşlere koşar idim, karanlığa tutsak oldum
Güneşlerde koşan bendim, karanlığa tutsak oldum...
Senin aşkından öldü dünyanın tüm çiçekleri
Aşkıma dert doldurdu düşlerim tarumar oldu
Çığ düşmüş gözlerinde hazan yıldızları parlar
Yalanmış sevdalarım ömrüm darbedar oldu...
Dinlemek isteyenler için link. "Yalanmış sevdalarım; ömrüm darbedar oldu"... Ve Ayrıca;
Bir boşluk ki nasıl insanla dolsun
Bilmiyorum var mı daha acısı
Fırlatırdım bir taş gücüm olsaydı; yıkmaya duvarlarını yalnızlığımın...
Kazım Abi'm ruhun şad olsun gittiğin yerde, unutma ki hep bizimlesin, unutulmayacaksın...

9 Mart 2013 Cumartesi

Gereksizse Söndür Ateşini Kalbimin

Bir kaç ay öncesinde rastladım Oğuzhan Uğur'un şarkılarına ilk takıldığım şarkısı "Terbiyesizim" olmuştu. Çünkü sözlerinde beni anlatan ifadeler vardı, şöyle ki:
Ama çok özledim biliyorum pek karaktersizim
Yine de özledim her yüzde onu arıyor gözlerim
Ya sevgilisi aşkı olmuşsa nişanlanmışsa ya evlenmişse
Bana ne özledim anlıyorum ben terbiyesizim
Kime ne özledim keşke son bir kez daha görseydim.

Evet Zeynep'im nişanlanmıştı aylar önce, ama ben Terbiyesizdim ve hala onunla birlikte olmak için bir şans arıyordum. Birkaç kez uzak durmayı denedim ama bir şekilde irtibata geçip durumunu öğrendim tabi. Bir gece arkadaşlarla rakı içip muhabbet ederken konu kızlardan açıldı, ben de numarasını falan telefonumdan sildim, artık ona ulaşmayacaktım kesin kararlıydım. Yaklaşık 1 ay sonra telefonumu bilgisayara bağlayıp mesaj ve rehberi yedeklemek için Ovi suite'i açtım ve senkronizasyon yaptım. Bilgisayardan onun numarasını silmediğim için telefonuma tekrar kaydetmiş numarasını. Her neyse, 2 hafta önce whatsapp'tan bir arkadaşa mesaj göndermek için uygulamayı açtım arkadaşı ararken onun profil resmini gördüm, nikah masasında nişanlısıyla fotoğraf çektirmiş ve profil resmi yapmıştı. O gün sabah 8 akşam 5 arası okulda olmam gerekiyordu ve tam da sabahın 8'inde görmüştüm o fotoğrafı. Ne yapacağımı bilmiyordum, yüzümden düşen bin parçaydı. Soranlara hafif grip oldum diyip geçiştiriyordum halbuki öyle değildi.
Bir kaç gün suratsız bir şekilde etrafta dolandım, ama ilk gün çok berbat geçti, özellikle bayan hocalara laf sokmakla geçti günüm diyebilirim. Ama o gün bir beddua ettim ve benim gözlerim uçak düşürür demedi demeyin :). 3 ay veriyorum bu evliliğe, 3 ay içinde ayrılacaklar haklı çıkacağımdan eminim... Ve gelelim bu yazının ikinci ve son Oğuzhan Uğur şarkısına: "Gereksizse Söndür"

Sözleri de klibi de benim durumumu anlatıyor, bir de yemin ettim Erkan Oğur'dan Zeynebim'i bir daha dinlemeyeceğim diye... Bu konuda artık konuşmak istemiyorum, Zeynep defterini burada kapatıyorum...

9 Ocak 2013 Çarşamba

Sarışın Mavi Gözlü Kız

Sabah (yaklaşık 10 saat sonra) önemli bir finalim var ve ben hala uyuyamadım. Sebep mi? sebebi aslında basit, aklıma Zeynep geldi yine. Arka planda Erkan Oğur'dan Zeynebim çalıyor ancak bu sefer Zeynep'ten bahsetmeyeceğim...

Pikos'tan ayrıldıktan sonra üniversitede 2 dönemde (1 yılda) toplam 20 dersin sadece 5 tanesini geçebilmiştim, bunların 2 tanesi İngilizce, 1 tanesi laboratuar, 2 tanesi bölümle alakalı dersti. Kısacası 3 / 20 yani %15 başarı oranı sağlayabilmiştim (ingilizceleri saymazsak eğer). 4. sınıftan gelecek olan + 16 dersi de ekleyince 31 ders alacaktım 4. sınıfta, ancak kurallar gereği her 2 dönemden de saat sınırı sebebiyle ders alamamış ve okulumu 1 yıl uzatmayı garantilemiştim 4. sınıfa geçerken. Şu an 5. sınıfı okuyor olsam da önemli değil çünkü konumuz bu da değil :)

İnsan bir düşünmeye başlayınca ardı arkası gelmiyor yaşanmışlıkların. 3. sınıfın 2. dönemiydi yanılmıyorsam, Sarışın ve Mavi Gözlü bir kız vardı, bazı sebeplerden ötürü yakınlaşmıştık. Ama benim amacım sevgili anlamında bir yakınlaşma sağlamak değlidi, tüm içtenliğimle onu uyuz etmekti. İlk başlarda başarılı olmuştum bu uyuz etme konusunda ancak uzun bir yolculuktu, her nasıl olduysa karşıdaki kişiye şu özelliğimi aktarmıştım (istemeyerek de olsa): "Ben insanlarla pek anlaşmayı sevmem, ancak birisi bana güvenirse ve karşılıksız olarak beni severse (burada aşk anlamında kullanılmıyor sevmek fiili) bu güveni boşa çıkartmam."

Her neyse, uzun bir yolculukta omzumda uyumak istemişti. Ben de mecburiyetten belki de yardımcı olmak isteyişimden bu ricasını kırmadım, omzumda uyumasına izin vermiştim.

Bir başka özelliğimi daha vurgulamam gerekirse her konuda mantık arayan birisiyim. Omzumda güzel bir kız uyuyordu ve ben otobüs yolculuklarında hiçbir zaman uyuyamazdım. Öyle de olmuştu zaten uyumadan bitirmiştim o yolculuğu da. Neyse mantık arama konusuna dönersek, sol omzum uyuşmuş vaziyetteydi bu yüzden sağ elimle bir kaç kontrol yaptım, elimi kalbimin üzerine koydum kalp atışlarımda herhangi bir hızlanma yoktu, kalbimde (olmayan) sesi dinledikten sonra bir de beynime kulak verdim ve beynim de içimde herhangi bir kıpırdanmanın olmadığını söyledi. Bu saatten sonra benim açımdan büyütülecek bir konu yoktu.

Günler haftalar ilerledikçe bu kızla her nasıl olduysa (geber facebook!) iletişimimiz sıklaştı, ara sıra buluşmalar falan filan derken bir gece yurduna bırakırken aramızda ilginç bir konuşma geçmişti (kafama o zaman dank etmişti, bu kız benden farklı bir ilgi bekliyor, arkadaş olarak kalmak değil, sevgili olmak istiyordu). Yanılmıyorsam bana ne tarz kızlarla ilgilendiğimi sormuştu, cevabım tüm herkese söylediğim klasik cevaptı: "Bende Zeynep takıntısı var". Nasıl yani? dediği anda suratındaki ifadeyi anlatmaya kelimeler kifayetsiz kalır.  Her neyse, mantıklı bir şekilde Zeynep ismine değil nasıl bir insan istediğime dair fikirlerimi anlatmıştım yol boyunca. Yurda yakın bir yerde bir merdivene oturduk, dinlenmek istediğini söylemişti. Kırmayıp oturdum ben de merdivenin en alt basamağına. Yine omzuma yatmak istedi kırmadım yine istediğini elde etmişti, kendimi 2. defa kontrol etmem için bir fırsattı bu.

I ıh, yine bi tık yoktu bende, hiç birşey hissetmiyordum. Bazı ön yargılarım vardır benim, bunu kendisine daha önce belirtmiş olmama rağmen bu yönde ısrarcı olmaya devam ediyordu. Belki beni değiştirmeye çalışıyordu aklı sıra kim bilir? Her neyse ön yargı mevzusuna dönecek olursam, Şahsi olarak sarı saçlı ve / veya renkli gözlü (yeşil, mavi) kızlardan hiç hoşlanmam. Üstüne üstlük adı Zeynep de değildi :D

Hani fenerliler diyor ya "Bir Alex değil" diye, ben de hükmü vermiştim artık "Bir Zeynep değil". İşte bu yüzden arayı soğutmaya karar verdim, ancak bunu onu kırmadan yapmalıydım. Beni farklı bulduğunu düşündüğümden sıradan davranmaya başladım. Günün birinde bir haftalık şehir dışına çıkmam gerekti. O gün ortak bir arkadaşımızla facebookta (lanet facebook! :)) ilişki durumu yaptığını görmüştüm. Her neyse diyip yoluma devam ettim.

Peki neden bunları yazdım ulan ben bu kadar? Aslına bakarsanız bu anılarımı yazmak beni Zeynep düşüncesinden az da olsa uzaklaştırdı. Sabah sınavım olmasa daha fazla da yazabilirdim. Ama şimdilik bu kadar olsun bence, daha sonra belki devam ederim başka bir yerden..

16 Mayıs 2012 Çarşamba

İlk Görüşte Aşk


İlk görüşte aşk derler ya hani, böyle birşeye az kalsın inanıyordum. Hatta hatırlayabildiğim kadarıyla 2 defa geldi böyle birşey başıma.

İlki yanılmıyorsam 2 yıl önceydi. Takımımın maçından önce katılmam gereken bir eğitim vardı, eğitimde tanıştığım bir kız vardı. Aldığımız eğitim hem eğlenceliydi hem de çok yorucuydu. Günün yorgunluğunu takımıma destek olarak (??!) atacaktım. Eğitimdeki arkadaş da benim gibi aynı takım taraftarıydı, eğitim aldığımız yer de stadımıza yakın bir yerdeydi. Neyse, eğitim bitmiş bazı arkadaşlar dağılıyordu, Eğitmen abi&ablalarımızla bir kahve içmek için yakındaki bir AVM'ye doğru yola çıkacaktık, diğer sınıfın eğitimini tamamlamasını bekliyorduk. Bekleme esnasında muhabbeti koyulaştırmıştık tabi, facebook'tan arkadaşlık isteği gönderdi falan filan. Maça gelmeyi de çok istiyordu ayrıca. Şans bu ya o gün de öğle vakti arkadaşlarımdan biri elinde fazla kombine olduğu için beni aramış maç için kiralayabileceğini söylemişti. Hemen telefona sarılıp o arkadaşımı aradım, şansımın içine edeyim elindeki kombineleri yarım saat önce kiralamış başkalarına :( Umudumu yitirmedim tabiki de hemen kombineyi beraber aldığım arkadaşımı aradım, o da bu maçı kaçırmayacağını takımımız şampiyonluğa koşarken o stadda olmaktan kimsenin onu alıkoyamayacağını söyledi. Umutlarım birer birer tükeniyordu. O arkadaş da beni teselli etmeye başladı, başka maça gideriz artık sorun değil falan filan. Velhasıl kelam diğer sınıf dersi bitirmiş ve dağılmıştı. Toplanıp AVM'ye doğru yola koyulmuştuk. Ama o da ne stadın etrafı bayram yeri gibiydi, yıllardır şampiyonluk bekleyen bir şehrin sokakları karınca yuvasından beterdi. Her yer bordo mavi'ye bürünmüş, herkes "Bordo Mavi Şampiyon Trabzon" diye bağırıyordu sokaklarda. Bu duruma alışıktım çünkü yıllardır maçlara giden benim için alışılageldik bir durumdu. O arkadaş ise başka şehirde doğup büyümüş olsa da memleketinin takımına gönül vermiş. Neler olduğunu anlayamadığım bir anda o arkadaş koluma girmişti. Sokaktan gelen geçen ve Bordo diye bağıranlara Mavi diye karşılık veriyordu. Bazen de o gördüğü kalabalıklara Bordo diye bağırıyordu. Stadın altından geçerken birini arayıp telefonu elime tutuşturdu. Kim bu diye sorduğumda babam cevabını verdi. O an öyle tatlı bir heyecan ve korku yaşadım ki kelimeler kifayetsiz kalıyor o anki halimi anlatmak için. Telefonda kırmızı tuşu bulmak ve çağrıyı sonlandırmak bir saniyeden daha kısa sürdü eminim. Daha yeni tanıştığım ve içimde kelebekler uçuşmasına sebep olan o kızın babasıyla ne konuşacaktım ki? Telefonu kapatır kapatmaz şakayla karışık kıza Ne yapıyon beni vurdurtmak mı istiyosun babana dedim. Yok canım olur mu öyle şey, babam öyle biri değil diye karşılık verdi. İçim ferahladı biraz. Tekrar babasını ararken ben konuşmam dedim :D (ne kadar korktuğumu düşünün artık). Telefondaki ses o kızdan daha heyecanlıydı...

Her neyse, böyle güzel anlardan sonra maça 15 dakika kala AVM'den çıkıp koşarak stada yetiştim, karşımda Gerçek Sevgilim vardı. Yıllardır o kadar çok kızdan hoşlanmıştım ama hiçbirini Trabzonspr kadar sevmemiştim, sevememiştim. Trabzonspor'un hayatımdaki anlamı başkadır elbette.

Maçı kazanmış şampiyonluğa emin adımlarla yürüyorduk. Galibiyet sarhoşluğuyla evime dönmüştüm. Hemen bilgisayar başına geçip facebook hesabımı açtım. Hani o eklemişti ya beni, kabul edip profiline bir göz atayım dedim ki atmaz olaydım. Günün bilmem kaçıncı şansızlığı karşımdaydı: O arkadaşın biriyle ilişkisi varmış. Eee ne yapalım olabilir böyle şeyler deyip kapattım profilini, hayatıma devam etmem lazımdı, devam da ettim zaten :) İlk Görüşte Aşk'a inanacaktım az kalsın, Bizim kitabımızda başkasının sevdiğine yan gözle bakmak olmaz. Yukarıda yazdıklarımdan yan gözle bakmadın mı lan falan diyebilirsiniz, kendimden eminim hayır bakmadım. Sadece bir hoşlantı olmuştu o kadar, o da maç sonrası geçti gitti zaten. Hayatta daha önemli şeyler vardı elbet. En önemlisi Trabzonsporum bir maçı daha galip tamamlamıştı daha ne olsun :)

İlk görüşte aşk belki de vardır bilemiyorum ama şu ana kadar bana denk gelmedi henüz (:

18 Mart 2012 Pazar

Adamlık Nedir Diye Sorsalar...

Adamlık nedir diye sorsalar ya da bugüne kadar yaptığın adamlık neydi diye sorsalar verebilecek bir cevabım var sanırım. Geçenlerde başıma gelen bir olayı aktarayım sizlere...

Çok büyük kavgalarla ayrıldığım eski sevgilim  (Çok büyük kavgalar diyorum çünkü işin içine aileler falan girmişti, zor dizginlemiştim kendimi onun ailesinden birilerine zarar vermemek için) geçenlerde bir ortamda bitirme projesi ile ilgili bir problemi olduğunu söyledi. İşim gereği aynı ortamı paylaşıyoruz, daha doğrusu bir nebze de olsa onu koruyabilmek için o işe girdim desem daha doğru olur. Ben bilgisayarlarla uğraşırken o sıra patronumun yanına geldi, ve ona bitirme projesiyle ilgili bir sorunu olduğunu söyledi, patronum da bana yönlendirdi. Ben onu sallamaz tavırlardaydım çünkü öyle olmak zorundaydım, neden bilmiyorum. Hala ona karşı birşeyler hissettiğimi düşünmesin diye herhalde. Her neyse o benden rica etti, ben cevap bile vermedim. Ama içimden biraz daha ısrar etsin de ben de zoraki kabul etmiş gibi olayım diye geçirirken patronum söze girdi ve benden bitirme projesini kurtarmamı istedi. Ben de patronumu çok sevdiğimden kırmadım. Sağolsun patrondan öte bir abi gibi davranır bana. Sigarasını paylaşır, cebime harçlık koyar falan...

Her neyse onun bitirme projesiyle uğraşmaya başladım işimi gücümü bırakıp. Problemi çözmek için olayın tamamen nasıl olduğunu bilmem gerekiyordu ki tersine çevirip kurtarabileyim (İlerde mühendis olacağım bırakın da o kadar anlayalım işten :) ). Neyse ben projeyle uğraşırken eğer kurtaramazsan tüm suçlusu sensin gibilerinden birşeyler dedi bana. Sanki onca kavganın gürültünün hıncını benden çıkarmak istiyor gibiydi. Ben de ortamı yumuşatmak adına birşey olmaz kurtaramazsak yeniden çizersin bütün projeyi nolcak dedim. Biraz yumuşadı olmaz işte kurtarman lazım, kaç hafta bunun üzerinde çalıştım falan filan yalvarır gibi konuşmaya başladı. Az önce emirler yağdıran kız gitti yerine acınacak hale düşmüş birisi geldi bir anda. Herşeyi sineye çekmeye devam ettim ve projesini kurtardım. Projesini çalışırken gördüğünde sevinçten boğazıma atlayıp sarılmadığı kalmıştı ya neyse.

Sonucu merak edenler olabilir diye yazayım hediye olarak bir çikolata aldı getirdi o kadar istemiyorum dememe rağmen...

Her neyse bu da böyle bir anımdır. Arkamdan atılan tutulan o kadar lafa rağmen o kadar kavgaya rağmen benden yardım isteyen kişi düşmanım bile olsa seve seve yardım ederim...

Herhalde 'adam olmak' da bunun gibi birşeydir...

Son olarak: Sevgili Pikos şu sıralar bana yapmaya çalıştığın nispetler inan beni zerre kadar ilgilendirmiyor biliyor musun? Eğer amacın bir savaş başlatmaksa mağlubiyeti göze almış olman gerekir...

6 Mart 2012 Salı

Ah Be Zeynebim...

Ah be Zeynebim ah, senin yerini kimler almak istedi de açmadım gönlümü onlara...

Bir defasında senden bahsettim diye bana yazan kızın suratı bir anda cadıya dönüşmüştü, ahiret sorularına boğmuştu beni.

Başka bir defasında başka bir kız da "ismimi değiştirmem lazım" demişti. İsmini Zeynep yapsan kaç yazar ki ha kaç yazar? Benim Zeynebimin yerini tutabilir misin sen?

Ama şimdi sen yoksun :( Keşke yanımda olsan, benden binlerce kilometre uzaktasın ama yanımdasın işte...

Şu türküyü dinlemekten kulaklarım isyan eder oldu, beynimi hiç saymıyorum bile. En sonunda bu şarkıyı duyduğum yerde hoparlörleri kırmazsam iyidir...

Ah be Erkan Oğur, neden böyle bir türkü yaparsın da ciğerimi dağlarsın?



"Zeynebe gidemem yollar pek ırak" işte tam da burası bitiriyor ya beni. Bana çok uzak olman...

27 Ocak 2012 Cuma

Lisedeki Platonik Aşkım

Az önce balkonda sigara içerken aklıma geldi, Lisede platonik olarak aşık olduğum bir kız vardı. Bu sene okuduğum üniversiteye yatay geçiş yaparak gelmiş kendisi. Birkaç hafta önce sabah evden okula giderken karşılaştım kendisiyle, sabah dediğime bakmayın öğleden sonraki dersime gidiyordum sadece yeni uyanmıştım o kadar. Her neyse, okulun çıkış kapısında karşılaştım kendisiyle. Bazı sebeplerden dolayı lisedeki arkadaşlarımla görüşmeme kararı almıştım yıllar önce o da dahil tabiki de...

Yolda karşılaştığımız anda yüzünde öyle güzel bir gülümseme oluşmuştu ki hala aklımda. Hatta ev arkadaşımla aramızda şöyle bir diyalog geçti aramızda:
- Şu geçen kız sana mı gülümsedi?
- Evet
- Tanıyor musun peki?
- Bir zamanlar tanırdım.
- Nasıl yani?
- Boşver uzun hikaye...

Şu sıralar okuldan eve, evden okula giderken pek sık karşılaşır oldum kendisiyle. Ama esas mevzu bu değil tabiki de...

Nokia 5210 ilk cep telefonum
Lise yıllarımda cep telefonu kullanmaya daha yeni başlamıştım. İlk telefonum Nokia 5210'du. Evde ailem, okulda arkadaşlarım telefonumu kurcalamasınlar diye cep telefonuma kilit kodu koymuştum. Kilit kodum da onun isminin tuş takımına göre kodlanmış haliydi... Bir tenefüs vakti o platonik olarak sevdiğim kız yanıma gelmişti. Bense telefondaki Space Impact oyununu oynuyordum. Yanıma oturdu napıyosun dedi, oyun oynuyorum dedim. Ben de oynayabilir miyim dedi. Olmaz dedim. Elimden telefonu almaya çalıştı, telefonu vermemekte direnince telefon bir anda elimden yere düşüp kapandı. Neyse o telefonu alıp açma tuşuna bastı ve telefon Pin kodu sordu. Hımm pin kodun ne olabilir, benim ismim olabilir mi acaba dedi ve kendi ismini tuşladı. Yes tuşuna bastığı anda benim kafamdan aşağı kaynar sular döküldü. Telefon'dan gelen yanlış pin kodu uyarısı sesiyle beraber kendime geldim. İçimden kendime hem kızdım hem de sevindim. Güvenlik kodumu onun ismi yapmıştım. Pin kodum ise tuttuğum futbol takımımın kuruluş yılıydı :). Pin kodumu girip telefonu ona verdim, biraz da o oyun oynamıştı. Daha sonra ders zili çalıp ders başladığında hemen telefonumun güvenlik ayarlarından güvenlik şifremi değiştirdim.

Peki ya es kaza güvenlik kodunu kendi ismi olarak tuşlasaydı ne olacaktı? Onu sevdiğimi anlasaydı ne yapardım ben? Acaba pin kodum olarak kendi ismini kodlaması bana bir işaret miydi? Bu sorulara ne kendim cevap verebildim (daha doğrusu bu sorulara cevap bulmaya ne cesaret edebildim), ne de ondan cevap alabilecek kadar cesurdum...

Her neyse, şu sıralar yolda karşılaşsak da renk vermeden hayatıma devam ediyorum. Kullandığım şifrelerde ise artık sevdiğim kızların isimlerini kullanmıyorum :) Tuttuğum takımın kuruluş yılı ne güne duruyor şifreler için değil mi?